
Söylenmemiş her söz içimizdeki cümle kalabalığına eklenir yine, her gün mideden çırpınıp çıkmayı bekleyerek, beynin içinde fırtınalar kopararak, her an farklı bir senaryo kurar beyinde bu içimizde kalan sözler.. Bağırır içinde, çığlık atar.. “Bırak beni çıkayım, söyle artık sende rahatla bende, daralıyorum içinde kalmaktan artık! Yeri geldiğinde söyle bizi, çıkar ağzındaki baklayı artık da kurtulalım! “ Der durur..
İnsan düşünür..farklı anlarda, farklı “keşke söyleseydim!” dediği cümleler
sıra olur.. Başlar bir migren ağrısı gibi gelen ani ve seri bir ağrıyla
kafasında uçmaya sözler..
Uçuşur sözler ve senaryolar her geçen gün insan’ın kafasında yine, aynı
sahne oynanınca ise o senaryo silinir yerine yeni senaryo gelir ve yine
içimizde kalır o sözler..
Bir söylese insan rahatlayacak, ama işte gurur denilen o hastalıklı
hissiyat önümüzde hep bir engel, aşılması imkansız olan, hep önümüzde duran ve
ne zaman o engel aşılsada hemen ardında gerçeklerin yüzüne vurulmasını sağlayan
bir duvarın olduğunu bildiği için insan, ve o duvarla yüzleşecek cesarete sahip
olmadığı için kişi o engeli aşamaz. Zaten gerçekler her zaman acıtır bizi,
duymaya hazır değilsek eğer.. Ve hiçbir zaman hazır olamayız, kafamızda en kötü
senaryoları kurup sonrasında ise aslında o en kötü senaryonun en iyi senaryo
olduğunun farkına varır ve dumur oluruz..
Bu defa sütten ağzımız yanar ve başlarız yoğurt’u üfleyerek yemeye..
Ve sonrasında gelen Uykusuz geçirilen geceler, gün içerisinde dalıp giden
gözler..
İçimizden hergün atmak istediğimiz ama bir türlü atamadığımız..
Kanser gibi içimizde gezen bizi her geçen gün zehirleyen..
Hep içimizde kalan ve hiç bir zaman dışarıya çıkamayan sözler..
No comments:
Post a Comment